'YENİ DÖNEM SİYASET NASIL OLMALIDIR' ABDULLAH BUKSUR YAZISI

Ülkemizde siyaseti şekillendiren üç temel unsur var; Korku – Kaygı – Umut

'YENİ DÖNEM SİYASET NASIL OLMALIDIR' ABDULLAH BUKSUR YAZISI

YENİ DÖNEM SİYASET NASIL OLMALIDIR

Ülkemizde siyaseti şekillendiren üç temel unsur var;

Korku – Kaygı – Umut

Hayata dair siyasi söylemlerde de, bu temel durumlara yönelik gerçekleşiyor.

Ancak içinde bulunduğumuz zamanın bize emredici siyaset yapma biçimleri var;

Sivil örgütlenmeler temelli, yerel problem ve çözüm önerileri ortaya koyan, gündelik hayata dair içeriğe sahip bir siyasi dil geliştirmek zorunlu, gereklilik haline dönüşmüştür.

Kısaca siyaset dün olduğu gibi küresel örgütlenme ve siyasetin yerel yansımaları değil, yerel çözümler temelli ama küresel çözüm ortakları haline dönüşmüştür.

Bu temel de yeni siyaset, örgüsünü ve ütopyasını yeniden üretmeye ihtiyaç duymaktadır.

Bu yeni siyaset yapma biçimi üretilirken, var olan şimdiye kadar elimizdeki verilerle siyasetin dışında; yeni argümanlara ve yeni verilere ihtiyaç vardır.

Yeni siyaset, için yeni bir akıl ve anlayışa ihtiyaç vardır. Evimizin sadece bir penceresinden değil bütün pencerelerinden, bütün cephelerin gözüyle bakıyor olmamız gerekiyor.

Bu gördüklerimizin gerçekliğine ve ortaya konulan söylemlere, kendi fikriniz gibi ötekileştirmeden içselleştirmeniz gerekiyor.

Bütün bu bilgi ve tecrübeleri yerel tabanlı gündelik hayatın içiyle bağlantılı siyaset yapmak için projelere göre, üretmeliyiz.

Siyaset, medeniyet kodlarımızda yer alan farklılıkları zenginlik olarak gören bakış açısı temelinde üretilemez ise kutuplar arasında konselide olmuş, kutuplaşmış siyaset ortamı kırılamaz.

Taraflar ve bu taraflar içindeki guruplar, karşıyı değerlendirmeden ön yargılarımıza esir olmuş biçimde sağırlaşmış durumdayız.

Siyaset çözüm üretmez hale gelince taraflar projelerini yarıştırmak yerine birbirlerine karşı sağırlaşıyor. Bir süre sonra konuşmayan, tarafların birbirleriyle diyaloguna değil, sadece hakaretlerine tanık oluyoruz. Dilsizleşiyoruz.

Oysa yapılması gereken, siyasetçiden başlayarak herkesin kendi işini en iyi şekilde yapmaya odaklanması gerekiyor.

Bunun nedenini sadece siyasete ve siyasetçiye dayandırmakta insafsızlık olur. Bunun en temel nedeni, ülkenin kendi görüş ve düşüncesinden başka doğru ve çözüm olmadığına insanların hâkim durumda olmasıdır. Yaşananların belki de temel sebebi yaşadığımız entelektüel kuraklıktan kaynaklanıyor.

Türkiye’nin o kadar büyük problemleri var ki hiçbir gurubun aklıyla diğer gurupları ve düşünceleri çözümlere katmadan onlarla kucaklaşmadan çözülemez.

Dünyanın içinden geçtiği jeopolitik kırılma sürecinde ülkemizin; Siyasal, Ekonomik ve toplumsal problemleri hiçbir kamp toplumun diğer kesimlerini temsil eden görüşler çözüm süreçlerine katılmadan çözülemez.

Hatta doğru bir ortak akıl bile yetmez, doğru zamanla ve uygulamaya da ihtiyaç vardır.

Siyaset ülke insanının taleplerine göre şekillenir. Ülkemiz insanına siyaset proje üzerinden değil toplumsal hassasiyetler üzerinden şekillendiriliyor, hatta dayatılıyor.

Ancak toplumsal kaygılar ekonomik, kültürel ve duygusal temellidir. Ekonomik ve kültürel taleplerine hiçbir taraftan gerekli cevapları duyamayan seçmen duyusal olarak seçini yapmaktadır.

Diğer bir konu ise topluma dayatılan özgürlük güvenlik tercihidir. Ülkemizi yönetenler öyle bir siyasi savrulma yaşıyor ki bir anda bir uçtan bir uca gidiyoruz. Bir bakıyoruz güvenliği hiçe sayan özgürlük anlayışı – bir bakıyoruz güvenliği her şeyin üstünde gören bir anlayışa savruluyoruz. Bu konuda sadece siyasetçileri suçlamakta mümkün değildir, birde içerden ve dışarıdan ülkemize dayatılanlar var.

Bir başka dayatma ise Demokrasimi – Refah mı? Yukarıda yazdığım gibi çözüm bir düşünceyi veya gurubu diğeri için feda etmek yerine bunları eşlemek gerekir. Çıkış budur.

Günümüz iç ve dış siyasetin çözüm önerileri - çözümler sadece kendi kimliğinizden çözüm üretebileceğiniz nitelikte olduğunu düşünmek zamanın ruhunu anlamamak olur.

Partiler, kimliklerin ve ideolojilerin partisi olmaktan çıkıp, uzlaşmacı, demokrasiye odaklanmış, güvenlik-özgürlük, demokrasi-refah tercihlerinden çıkıp bunları eşlemek gerekir.

Bu eşlemeyi yapan bir akıl siyasete hakim olmalıdır. Bu olmadığı takdirde, farklı olanı zenginlik gören medeniyet kodlarımıza aykırı olarak, faklı olanı aşağılayan; aşağıladığı kutup tarafından yönetilen insanımızın piskolojisi sağlıklı değildir. Ülkemize, milletimize çok ciddi maliyetleri olur. Kazananların hükmeden, kaybedenlerin aşağılandığı ülke psikolojisinden çıkmak zorundayız.

Proje temelli sağlıklı vaatler listesi ortaya koyan siyaset ortaya çıkınca, insanımız duygusal tercihler yapmayacaktır.

Siyaset yerel temelli, gündelik hayata dokunan, kimlikler ve toplumsal hassasiyetler üzerinden değil, bir arada yaşama düşüncesi temelli olmalıdır.

Dünyanın içinden geçtiği dönemde, tek doğrulu değil çok doğrulu ve etkileşimi kabul eden bir anlayış ve uygulama, başarılı olacaktır.

Türkiye ye dayatılan etnik temelli, inan temelli ve yaşam biçimi diye birbirini ötekileştiren siyaset odakları, demokrat olabildikleri oranda sorunlarını ve ülke sorunlarını çözebilir.